Mektubuma Başlamazdan Evvel Seni Muhabbetle Selamlarım...

Merhaba,
 
        Senin bu saatte dünya meşgaleleri içine dalmış yahut uykunun derin kollarında geziniyor olabileceğini düşünerek bu sayfa aracılığıyla seninle istediğin herhangi bir vakitte düşüncelerimi paylaşabileceğim aklıma geldi. Anlatacaklarım bir mektup arkadaşıyla sıradan bir paylaşım yahut halden anlayan bir dostla içli bir dertleşme mi bilemiyorum. Her halükarda insanoğlunun en ziyade muhtaç olduğu bir şey de anlatmak, dinlenmek, anlaşılmak ve onaylanmak değil mi? İşte tam bu ihtiyaç noktasında açlığını giderecek, hissiyatı ile fikriyatına müşterek birini bulmanın insan kalbini sevince boğacağını söylememe bilmem gerek var mı? Evet ne demiştim: Anlatmak... Sözünü sarf etmek en kolay iş. Benim istediğim ise sözümü tasarruf etmek. Madem varlığın hiçbir köşesinde israf yok, sözde de olmamalı. Peki acaba fart-ı muhabbetten kaynaklanan israf-ı kelam var mı? "Bişnev in ney", "Dinle neyden"  diye başlayıp mesnevisini altı ciltte tamamlayan Mevlana aşıktı. İşte sana ilk sualim: Aşk, sevilene teslimiyet ve sevgilinin rızasında benliğini eritmek ise maşuktan aşığa dur demek olur mu? Elbette aşık söyleyecek hem de en güzel sözü söyleyecek. Fakat yalnız aşık değil; hem alim olacak erbab-ı kelam hem de şair...
        Geleyim dinlenmek bahsine... Bir muhatab arayışında olmamızın sırrını bilemiyorum. Neden hayatı bütün esrarıyla yalnız hatta yapayalnız yaşamayalım?.. Niçin tüm güzellik ve iyilikler yüreğimizin dışında tebessüm ettirecek bir çift göz arasın? Tek başıma doğdum ve kendimi halkın arasında buldum. Daha doğrusu vücut bulmam bir anne ve babaya muhtaç iken şimdi yüzlere, binlere ve milyonlara ihtiyacım mı var? Yaşamak için başkalarına dayanmak zorunda kalmak ya da hayatın lezzetlerini eğlencesi bol şekilde paylaşmak... Sonuç değişir mi? Birine yaslanmak ile binine koşmak arasında fark var mı? Yalnızlık iddiasında bulunmak bile yalnızlığa son verirken susmak, sadece susmak gerçek inzivanın mağarası olur. Fakat susmak mümkün mü? Dil sussa da bu kez göz konuşmaz mı? Hatta eller, ayaklar ve diğer azalar dile gelmez mi? Anar'ın "Suskunlar"ı gibi kainatta her dem yankılanan derin sükutu içenlerden olamam. Hayretimden haykıran ben nasıl hamuşan içine gireyim?..
       Anlatmak ve dinlenmek ne için? Üçüncü basamağa çıkarak anlaşılmak için değil mi? Anlaşılma arzusu insan psikolojisinin temelinde bulunan bir dürtü. Çünkü ihtiyaçlarımızın ve isteklerimizin gerçekleşmesi ona bağlı. Her birimiz daha bir bebekken, annemiz fizyolojik ihtiyaçlarımızı anlasın ve gidersin diye henüz beceremediğimiz konuşmak dışında ağlamaya, az daha büyüyünce mızlanmaya, huysuzlanmaya ve yaramazlık etmeye başvurur olmadık mı? Yetişkin hallerimizle birçok kaprisimiz, sinirlenmek ya da küsmek gibi sağlıksız tavır ve yaklaşımlarımız anlaşılmadığımızı düşündüğümüzde ortaya çıkmıyor mu? Anlaşılmak için ne kadar gayret sarf ediyoruz, sağlıklı ve sağlam ifade yollarını ne derece kullanabiliyoruz diye kendimizi sigaya çekersek karnemiz pek iyi olmayacak. Anlaşılmanın sorumluluğu büyük ölçüde anlatanda. Beni anlamıyorsun diye itham etmek çok kolay. Ben seni anlamıyor olabilirim çünkü sen kendini ifade edemiyorsun, bunun yolu şudur, şöyle şöyle yaparsan seni daha iyi anlarım diyebiliyor muyuz? Diyemiyorsak anlaşmanın önüne bir taş da biz koyuyoruz ve çevremizdekilere kendilerini ifade zemini sağlamıyorsak Nasrettin Hoca gibi bindiğimiz dalı kesiyoruz demektir.
       Nihayet onaylanma bahsine gelebilirim: Psikologların söylediğine göre insanların farklı sevgi dilleri var: Hediyeleşmek, ilgi ve iltifat göstermek, dokunmak ve hissetmek, fedakarlık etmek gibi... Bazı kişiler de sevgilerini karşısındakini onaylayarak ve cesaretlendirerek gösteriyor. Aslında bunların her biri insan ruhunda karşılığını bulan diller olmakla birlikte bir kişide birisi ağır basıyor ve öncelik kazanıyor. O zaman o kişi sevdiğinden bir hediye bekliyor ya da bir telefon ve iltifat yahut yanında olmasını; veya son şıktakiler gibi fikir ve teşebbüslerinin onaylanarak teşvik görmesini umuyor. Şu da var ki onaylama kabulden öte bir şeydir ve bazen reddederek onaylarız. Onaylamak anlatana tam anlaşıldığını hissettirerek olumlu ya da olumsuz bir cevap vermektir. Hasta, Lokman Hekim'e seslenir ve Lokman cevap verir, lebbeyk der. Lakin hastanın istediği ilacı hikmeti gereği ya verir ya vermez ama şikayetini dinler, muayene eder ve dikkatle teşhisini koyar yani hastalığını onaylar.
       Bu ilk mektubumda niye anlatma ihtiyacında olduğumu anlatmaya çalıştım. Kime mi? Önce kendime anlattım sanıyorum çünkü paylaşmanın gerekliliği ve erdemi konusunda önce kendimi ikna etmem gerekiyordu. Eğer bu düşüncelerimi bir şekilde onaylıyorsan bilmeni isterim ki bu paylaşım sürmek isteyecektir. Şimdilik hoşçakal...

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !